Bir Arkeoloğun Günlüğü: Bu kitabı neden yazıyorum

Çocukken hayalim yazardı.

İlk günlüklerimi yazdığım dönemde, duygularla beslenen hikâyeler kuruyordum. Sevgi, dram, yoğun hisler… Ama zamanla değiştim. 15-16 yaşlarımdan sonra duygularım yön değiştirdi, hatta bazı anlamlarda kayboldu. Kendime şu soruyu sordum: Duygu yoksa, yazı olur mu?

Bu soruyla birlikte “yazar olma” fikrini bıraktım. Çünkü etrafımda herkes bir şeyler yazıyor ve kendine yazar diyordu. Bu bana hep yüzeysel geldi.

Zihnim tekrar eden şeyleri taşımakta zorlanıyor. Aynı konuları yeniden yazmak, aynı duyguları tekrar üretmek benim için neredeyse imkânsız. Bu yüzden başladığım birçok metni yarım bıraktım. Devam edemediğim için değil, aynı şeyi yeniden kuramadığım için. Ama sorun bu değildi. Sorun, eksik olan parçayı bilmemekti.

Bir şeyler yazmaya her başladığımda bir eksiklik hissediyordum.
Ama o eksikliğin ne olduğunu bilmiyordum. Eğer o parça yoksa, yazdığım her şey bana göre sadece bir oyuncaktı. Ta ki 2025 yılına kadar.

O yıl, bir iş yerinde karşılaştığım bir insan bana bu parçayı gösterdi. Bir stajyer. Ama aslında bir karakter. Kendisini farklı kılmak için bir “maske” taşıyordu. İnsanlar onunla dalga geçmesine izin verip, bundan kendisi zevk alıyordu. Konuşması sosyal medyada yazılan yorumlar gibiydi. Aşağılık kompleksi vardı, ayrıca tüm hayatı dijitalleşmiş bir kız. Tüm dopamin, enerjiyi telefondan alıyordu, gerçek dünyadan bağı yoktu. Ama ben orada başka bir şey gördüm: Daha derin bir kırılma. Daha büyük bir problem. Toplumsal bir bozulma. Onu izlerken aklıma hep şu soru geldi: Bir insan kendini ne kadar saklar? Ve bir toplum, bunu ne kadar normalleştirir?

Bu düşünce beni bir kurguya götürdü. Idiocracy filmini hatırladım. Zekânın yavaş yavaş düştüğü, insanlığın sadeleştiği ve sığlaştığı bir dünya. Benim hikâyem de buradan başladı. Fakat benim hikaye toplumsal çürümenin rezonansı, doğal seçilimle kurgusal bir toplumsal çürüme. Ve içinden çıkan bir Arkeolog. 

“Bir Arkeoloğun Günlüğü” Bu kitap, 2 Ekim 2598 tarihinde doğan bir arkeologla başlıyor. Bu arkeolog, sıradan bir dünyada değil, sıradışı bir toplumda yaşamaya başlıyor. Bir gün, harap bir kütüphanede eski bir günlük buluyor. 

İlk sayfasında şu yazıyor:

“Merhaba Dünya.”

Bu günlük, 21. yüzyıldan kalma. Ama okudukça bir şey fark ediyor: Kendi yaşadığı dünya ile geçmiş arasında sadece zaman farkı yok. Bir şeyler eksilmiş. Bir şeyler bozulmuş. Ve bu günlük, sadece bir insanın notları değil. Bir anomalinin başlangıcı.

Arkeoloğun işe girdiği topluluk, bu yozlaşmış düzeni sadece yaşamıyor. Aynı zamanda onu sürdürüyor. Bu noktadan sonra hikâye: Bir günlüğün keşfinden, binlerce yılı kapsayan bir toplumsal çürümeyi anlamaya doğru ilerliyor. 

Bu kitabın amacı

Bu kitap bir hikâye anlatmak için yazılmadı. Bu kitap: İnsan zihninin nasıl değiştiğini, toplumun nasıl yavaş yavaş bozulduğunu ve bireyin bu sistem içinde nasıl yalnızlaştığını anlatmak için yazılıyor. 

Bu benim ilk kitabım. Asimov evrenine de göz kırpacak. Ama belki de ilk defa yarım kalmayacak olan.



Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski